Uganda nın gerçek yüzünü yetim çocuklarla oynarken öğrendim

Yazar:   Tarih:   Kategori: Alternatif Tıp 

Galatasaray Lisesi’ndeki öğrencilik günlerimden itibaren Afrika’ya gitmeyi hayal ediyordum. Turların bilinen rotası yerine, yöre halkıyla yakınlaşacağım, küçük bütçeyle gerçekleştirebileceğim bir gezi istiyordum. Gönüllülerle, yardım kurumlarını internette buluşturan worldwidehelpers.org, idealist.org, the7interchange.com gibi siteleri inceledim. Gönüllülere diğer ülkelerden çok alternatif sunan Uganda’yı seçtim. 3 YAŞINDAKİ DEVİS BENİ ŞEYTAN SANDIKıtanın doğusundaki Uganda, “Afrika’nın İncisi” diye anılıyor. Ekvator üzerinde ve yükseltisi fazla. Bu sayede iklimi ılıman. Su kaynakları ve Tarım alanları bakımından şanslı. Resmi dil ingilizce çoğunluk tarafından ından iyi derecede konuşuluyor. Kabileler arasında birleştirici unsur olmuş. Ekvator’un güneyindeki Masaka şehrine bağlı, elektriği ve suyu olmayan Kisiita köyünün tek ilkokulunda çalıştım. Bahçesinde kerpiç kilisesi, 30 öğrencinin sığabildiği tek odalı yetimhanesi vardı. Ebeveynlerinden birini yahut her ikisini kaybetmiş çocukların bir kısmı akrabalarının yanında yer buluyor. Şanssızlar ise bu mütevazı yetimhaneye sığınıyor.Kisiita’ya ilk gittiğimde beklenmedik bir sürprizle karşılaştım: Köye 1960’lardan bu yana ayak basan ilk beyazdım. Çocuklar benden bir hayli ürküyordu! Ne menem bir yaratık olduğumu çözemiyorlardı. Nereden ve neden geldiğimi sorguladılar hep. Fark ettirmemeye çalışarak beni baştan aşağı süzüyor, biraz utangaç biraz da hayret dolu çehreleriyle saçımı, dizimi ve kollarımı elliyor, her hareketime olduğundan farklı bir anlam yüklüyorlardı. Tüm çocuklar içinde bir tanesi vardı ki, akıllara zarar. Üç yaşındaki Devis, ta uzaklardan beni gördüğünde derhal yolunu değiştiriyor, kazara yakınıma düşmüşse yüzüme bakmaktan kaçınıp göz ucuyla hareketlerimi kontrol ediyordu. Hele ona doğru bir hamle yapmaya niyetleneyim, avazı çıktığı kadar bağırıp en yakınındakinin bacaklarına kapanarak ağlamaya başlıyordu. Kalbini kazanmak için tüm yolları denedim, hiçbiri işe yaramadı. Hatta gün geçtikçe Devis benim şeytanın ta kendisi olduğuma iyiden iyiye ikna oldu. Annesinin anlattığına göre geceleri beni rüyasında görünce, Svahili dilinde beyaz tenli anlamına gelen ‘’Muzunguu!’’ diye haykırarak uykusundan uyanıyormuş. Nitekim ben de yenilgiyi kabul edip Devis’e ettiğim eziyete bir son verdim ve küçük platonik sevgilimi uzaktan sevmeye alıştırdım kendimi! Şaka bir yana, zaman içinde çekingenlikleri kayboldu elbette; yerini, farklı kültürden gelen bir yabancıyı keşfetmenin zevkine bıraktı. Önceleri köşe bucak kaçtıkları sevgili öğretmenlerinin peşinden “N’olur bugün ders yapalım!” nidalarıyla koşturur oldular. Tenimin beyazlığı, çocuk ruhlarının temizliği içinde yitip gitti böylelikle.KARDAN ADAM HAYRET VESİLESİ Okulun hemen arkasındaki çayırda yaptığımız yaratıcı oyunculuk dersleri, Uganda’yı bir de onların gözüyle görmemi, tanımamı sağladı. Yetişkinlerle konuşurken hiç bahsi açılmayan “küçük detaylar”, unutulan dertler ya da gizlenenler çocuklar sayesinde gözlerimin önüne seriliverildi. Oyunumuzun adı Uganda, dekoru muz ağaçları, oyuncuları benim küçük öğrencilerimdi.Kimi kavramları hiç duymamışlardı. Ekvator’daydık ve kar yoktu burada. Dolasıyla kardan adam sözcüğü bilinmiyordu. Bizim ilkokullarda, mevsimler tablosunun vazgeçilmezi kardan adam, buradaki tablolarda yoktu. Kardan adam resmini gösterip, ne olduğunu tahmin etmelerini istedim. “Bu bir kumru”, “kartal” diye atıldı biri, bir diğeri “yamyam” olduğunu savundu ısrarla. “Gagası uzun, kuş olmalı” dedi ötekiler. Gagadaki havucu anlatmayı başardım, karı anlatmak ise pek kolay olmadı.ÇOCUKLARLA SÜPER KAHRAMAN YARATTIKBir keresindeyse dersimizin temasını “süper kahraman yaratmak” olarak belirledik. Kahramanımız mağdur durumdaki masumlara yardım edecekti. Tüm dünya çocuklarının TV’de izlediği Batman, Superman gibi bir kahraman yaratmalarını bekliyordum. Bambaşka fikirler geliştirdiler. Dolandırıcı, büyücü, vahşi hayvan tipleri çıktı ortaya. Felaket olarak tanımladıkları olaylar kuraklık, ekinlerin kurumasıydı. Sonrasında öğretmenlerle konuştuğumda, gerçekten de geçen yıllara kıyasla köye düşen yağmur oranında ciddi bir azalma olduğunu öğrendim. Buradaki çocuklara dair anlatılacak onlarca hikâye var aslında: şiddet görmekten, taciz edilmekten, sakat bırakılmaktan, kaçırılmaktan korktukları hemen her drama aktivitesinde gün yüzüne çıkıyor. Dört taraflarının hastalıklarla çevrili olduğunu anlamak hiç de zor değil, yarattıkları karakterlerin hastalıklarla olan ilişki düzeyi hemen ele veriyor bu büyük trajediyi. Kedi, köpek gibi alışıldık bir cevap beklediğim “En sevdiğiniz hayvan hangisi?” soruma verdikleri “Tavuk! Çünkü yavaş yavaş yürüyor, hemen yakalayıp yiyebiliyoruz!” yanıtı, ailelerine yazdıkları hayali mektuplarda ısrarla yiyecek istemeleri, beslenmenin halen temel bir sorun olduğunun kanıtı bu coğrafyada. Ayrıca tetkik imkânlarının kısıtlı olmasından dolayı kesin sayısı bilinmemekle birlikte, okulda, “AIDS” ve “Hepatit B” gibi hastalıklara yakalanmış pek çok çocuk bulunuyor.Uganda yolculuğum boyunca, Uçak Bileti, vize dahil toplam 1500 TL harcadım. Kilometrelerce öteden, adını bile duymadıkları bir ülkeden gelen “Muzungu” olarak onlardan biri oldum. “Yok” kelimesinin anlamını sonuna dek hak ettiği bu köyde, gülümsemenin maddiyatla alakası olmadığına bir kez daha inandım. Şu an dileğim, elimdeki fotoğrafları ve yazıları bir araya getirip, geliriyle Kisiita’daki çocukların Sağlık, Beslenme ve Eğitim olanaklarını iyileştirici projeler oluşturmak. Aklınızda bulunsun: Kisiita’nın çocukları yeni gönüllüler bekler, daha gösterilecek öyle marifetleri, keşfedilecek yetenekleri var ki! (Geziyle ilgili daha fazla ayrıntı için: http://sedaugandada.blogspot.com)
Uganda’nın gerçek yüzünü yetim çocuklarla oynarken öğrendim

*/?>

Uganda nın gerçek yüzünü yetim çocuklarla oynarken öğrendim adlı konuya yorum yapmak ister misin? Etiketler

*

*

Yorum yapmak ister misin?

Acilservis.pro - Hakaret, imla kurallarına uymayan ve konu ile alakasız yorumlar kesinlikle onaylanmayacaktır.