Alzheimer Ve Beslenme

Yazar:   Tarih:   Kategori: Alternatif Tıp 

Alzheimer

Diğer pek çok hastalıkta da olduğu üzere bu hastalığın da en büyük nedeni ileri düzey oksidasyon ve bu oksidayonun neden olduğu iltihap yapıcı maddelerin beyin hücrelerini öldürmesidir. Bunun neticesinde Parkinson hastalığı ile ilgili kısımda değinildiği üzere seratonin ve dopamin adlı elektrik iletkenlerinin beyin dokudaki üretimi azalmaktadır. Dolayısı ile beyine gelen elektrik akımı bu dokuya homojen olarak dağılamamakta ve hastalık oluşmaktadır. Diğer hastalıklarda söylenen koruyucu önlemlerin pek çoğunu bu hastalıkta tekrar etmek durumundayım. Yani oksidasyonu yavaşlatmak ve neticesinde ortaya çıkan iltihap yapıcı maddeleri vücuttan atabilmek için bol antioksidant kullanımı. Ayrıca oksidatif stresi daha fazla olan gıda maddelerinin tüketiminden kaçınmak. Aşağıda maddeler halinde Alzheimer hastasına uygulanacak gıda ile ilgili bazı önemli uygulama ve koruyucu önlemler sıralanmıştır. Unutmayın.! Alzheimer’da yemek, çiğnemek gibi önemli fonksiyonlar da hastalığa bağlı olarak dumura uğramıştır. Bu yüzden hastanın gıdayı alabilmesinden doğru gıdayı almasına kadar pek çok önemli noktanın bilinmesi Alzheimer’lı hastanın sağlığını olumlu yönde geliştirecektir.

Bu hastaların katı gıda alması ve çiğnemesi sorunu olduğundan mümkün olduğunca sıvı gıdaların verilmesi yoluna gidilmelidir. Çorba, pelte, jöle, soslu yemekler, kremalı hazırlanan yemekler, sıcak su ile ıslatılmış olarak yumuşatılmış yemekler tercih edilmelidir. Krema derken kesinlikle yağlı süt ürününü kastetmiyorum. Yağsız sütün sıcak su ve nişasta yada un ile karıştırılması ile yapılabilecek kremaların kullanılmasını öneriyorum.

Bu yumuşak ve sıvımsı gıdalar küçük lokmalar halinde verilmeli ve çiğneyip yutmaları için beklenmelidir. Yemek işleminin yavaşca ve sindirilerek yapılması sağlanmalıdır. Şayet yemek içinde sindirilmeyen kabuk, sap, tohum gibi kısımlar varsa Alzheimer’lı hastanın zaten sorun olan sindirim ve çiğneme durumundan dolayı bu tür sindirilemeyen ve çiğnenemeyen kısımlarının iyice ayıklanması gerekir.

Bu hastaların unutkan olması, çabuk karar değiştirmesi, isteksizliği, karakter dalgalanmaları şeklindeki psikolojik sorunları nedeni ile yemek yenilen yerin sürekli aynı olması, yediren kişinin aynı olması, yenilen gıdaların ve yemeklerin besin değeri yönünden zengin ancak az çeşitte olması, yemek yenilen ortamın aynı, yemek saatlerinin de sabit olması gerekir. Böylelikle hastanın yemeğe daha kolay şartlanması, gıdayı tanıması, yemek olayından haberdar olması ve ona saati geldiğinde şartlanarak gıdayı daha kolay alması sağlanmış olur.

Yemek çiğneme işlemlerinin iyi yapılmasından emin olunması ve sürekli olarak çiğneme aralarında çenenin yukarı kaldırılması sağlanmalıdır.

Mümkün olduğu kadar sevgi ve sakinlikle yaklaşılarak sohbet esnasında yedirme işlemi yapılmalı, yemek için de sakin bir ortam seçilmelidir.

Çiğneme aralarında su, meyve suyu gibi sıvı içeceklere yönelinmeli, masada bol miktarda sıvı içecek ve bardak bulundurulmalıdır. Yani hastaya içme işlemi hatırlatılmalı, hasta içmeye yöneltilmelidir. Hastanın bizzat kendisinin eliyle tüketebileceği, elini kullanabileceği parmak şeklinde sigara böreği, kurabiye gibi bireysel tüketiminin kolay olduğu gıdalar hazırlanmalı ve bulundurulmalıdır.

Yemek öncesinde aerobik egsersiz yaptırılmalı, kolları ve bacaklarına sistemli hareketler, boyun ve kalça kısımlarına yapabileceği ufak çapta egsersizler uygulanmalıdır.

Hiç bir zaman dolu tabak verilmemeli, yarım dolu tabak verilip, bunun bitimini takiben başka bir yarım dolu tabak verilmelidir. Yani bir dolu tabak ikiye bölünerek iki ayrı sefer yemesi sağlanmalıdır. Bu, hastanın yemeğe direnmemesini ve onunla daha çok irtibatta olarak yemek işlemini beynine yerleştirmesi açısından yardımcı olacaktır.

Şayet hasta yemeğe direniyorsa bunun nedeni sorularak onunla dertleşmeli, gerekirse yemek yenilen yer değiştirilmeli, yemek ve yediren kişi değiştirilmelidir. Ancak bu değişiklikleri kabul ederek tekrar yemek yemeye başlayan hastanın bu yemeği tükettiği yeni ortam ve yemek yediren yeni yardımcısı gene bir sonraki itiraza kadar değiştirilmemelidir.

Alzheimer’da kullanılacak ilaçların asla yemeklerin içine karıştırarak vermek yoluna gitmeyin. İlaçların etkisini azaltacaktır.

Hastanın sevdiği gıda maddelerini ve yemeklerini iyi kaydedin. Bunları belli aralıklarla ona sunun. Özellikle besleyici değeri yüksek olan fındıklı, fıstıklı ayrıca hasta tarafından reddedilmeyen bazı tatlıları da verebilirsiniz.

Beyin adlı organımız pek çok farklı aktiviteyi kontrol eden ve yöneten pek çok farklı kısımdan meydana gelir. Beynin ön kısmı, tanıma, sorgulama, karakter ve duygu, üst kısmı ise duyma, hafıza, koku, dil(konuşma) aktivitelerini yönetir ve de düzenler. Alzheimer hastalığının gelişiminde önce duruma adapte olma, hafıza kaybı ve duygunun kontrol altına alınamaması şeklinde bozukluk meydana gelir. İkinci aşamasında koku, tat, ışık ve sesin ayırt edilememesi, daha da ileri üçüncü aşamasında ise yabancı nesnelerin yenmesi, yeme işleminin reddedilmesi, konuşma ve çiğneme problemleri ortaya çıkar.

Alzheimer hastalığı gıda ile oluşmaz. Gıda ve beslenme ile tedavi edilemez. Ancak bilinçli ve doğru bir beslenme vücudun direncini artırarak ve vücuttaki zararlı madde birikimini azaltarak, ayrıca vücudun bu hastalığa karşı kullanılan ilaçlara duyarlığını artırarak hastalığın kontrol altına alınmasında etkili olur.

Hastalıkta kullanılan ilaçlardan birisi Tacrine hydrochloride(Cognex ticari ismiyle) yemeklerden bir saat önce alınmalıdır. Kabızlık, ishal, karın sancısı, iştah kaybı yapabilir. Donepezil(Arisept ticari ismiyle) gıdalarla alınabilir. İştah kabı, kilo kaybı ve ishal yapabilir.

Rivastigmine(estelon ticari ismiyle) iştah kaybı, ishal ve kilo kaybı yapabilir.

Selegiline(Eldepryl ticari ismiyle) bulantı, ağız kuruluğu ve karın sancısına neden olabilir. Yemeklerden önce alınmalıdır.

Alzheimer’da vücuda besin değeri yüksek gıdalar alınarak vücut direncinin artırılması hedeflendiğinden karbonhidrat ağırlıklı, protein yönünden zengin ama kısıtlı özellikle vitamin ve mineral düzeyi yüksek beslenmeye geçilmelidir.

Alzheimer hastalığında Parkinson hastalığında olduğu gibi beyin dokunun kısmi ölümü nedeniyle gene beynin yönettiği mide ve bağırsak yüzeyindeki sinir hücrelerinin aktivitesinde ve duyarlılığında azalma olur. Buna bağlı olarak bu sinir hücreleri mide ve bağırsak yüzeyini yeterli düzeyde uyaramaz. Böylelikle mide ve bağırsak yüzeyinin sinirsel yolla uyarımı mümkün olamaz, mide ve bağırsak hareketleri istenilen şekilde yapılamaz. Mide ve bağırsak hareketlerinin yavaşlaması başta kabızlık buna bağlı olarak basur, gaz ve divertikül oluşumuna neden olur. Bu bakımdan Parkinson’lu hastada olduğu gibi Alzheimer’lı hastada da belirttiğim bu tür sindirim bozukluklarına sıkça rastlanılır. Bu sorunları gidermenin başlıca yolu ise zengin lif içeriği ile bol sıvı tüketimidir. Bunun için gene diğer bölümlerde de değindiğim kepek unu tozu ile keten tohumu tozunun yemeklere serpilerek veya sıvı eşliğinde verilmesi, kabuklu elma tatlılarının yapılması, yeşil yapraklı salata ve kabuklu salatalığın bol kullanıldığı salataların verilmesi lif ihtiyacının karşılanmasında oldukça etkili olacaktır.

Lif alımının dışında Alzheimer’lı hastada dikkat edilmesi gerekli ikinci nokta da protein alımıdır. Ancak her zaman olduğu üzere bu hastalıkta da protein alımının kısıtlanması gerektiğini belirtmek zorundayım. Proteinin bol miktarda tüketilmesi pek çok metabolik rahatsızlığı beraberinde getirmektedir. Buna karşılık, proteinin fazla miktarlara ulaşmadan ama kaliteli alınması gerekir. Yani mide ve bağırsaklardan kolay emilerek kana karışan vücudun fazla oranda ve olumlu olaylarda kullandığı proteinler yeterli oranda alındığında Alzheimer’lı hastanın kemik ve kas direnci ve hastalıklara karşı direnci de artmış olacaktır. Ancak bol miktarda protein alımına bağlı oluşan protein fazlası, vücutta nitrozamin ve keton denilen zararlı maddelere dönüşeceğinden dolayı oldukça tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Zira bu tehlikeli maddeler böbrek süzücü kanallarında birikerek tıkanmalara neden olabilir. Böbrek yetmezliği riskini artırabilir. Unutmayın ki karbonhidrat fazlalığının aksine proteinler kolayca enerjiye dönüşemez. Onların sindirimi neticesinde oluşan zararlı maddeler, yağ ve karbonhidratlarınkinden daha fazla ve daha etkilidir. Bu nedenle protein alımının sadece bu hastalıkta değil, tüm diğer hastalıklarda olmak üzere aşırıya kaçmaması gerekir. Az ama kaliteli protein almak için pek çok durumda ve pek çok hastalıkta olduğu üzere iki kaynağa başvurabilirsiniz. Yağlı balık eti ve Whey (peynir suyu) proteinleri. Yağlı balık eti tüketiminde sadece kaliteli protein almakla kalmaz, aynı zamanda kalp ve damar hastalıklarına, kemik erimesine, iltihaplanmaya, Parkinson ve bahsini yapmakta olduğum Alzheimer hastalığına, stres ve depresyona karşı da etkili olan Omega 3 yağları alarak oldukça etkili bir korunma sağlamış olursunuz. Ayrıca kemik ve diş sağlığınız ve de kaslarınız için gerekli kalsiyum, fosfor, magnezyum, D vitamini, enfeksiyonlara karşı A vitaminini de temin etmiş olursunuz. Whey proteinler, Alzheimer’lı hastada kas hücrelerinin çevresinde gutathione adlı bir maddeyi biriktirerek onların daha sağlam olmasını dolayısı ile de kas dayanıklılığını sağlar. Gene glutathione adlı bu maddenin oksidasyona karşı koruyucu etkisi ve whey proteinlerinin kolesterol düşürücü etkileri ile Alzheimer hastası oksidasyona ve kalp ve damar hastalıklarına karşı da korunmuş olacaktır.

Yağlı balık eti (ayrıca

A vitamini, fosfor,

kalsiyum, demir,

çinko, selenyum ve Omega 3)

/

Alzheimer’da ——-> Kaliteli protein

\

Whey(peynir suyu)proteinleri;

Alfa laktalbumin, Beta laktoglobulin,

İmmunoglobulin ve Laktoferrin ile kemik

kas sağlığı ayrıca hastalıklara karşı direnç)

Protein ihtiyacını karşılamak amacıyla amino asit tabletlerine yönelmeyin. Zira bunların kana karışması çok kolay ve hücrelerde birikimi de aynı derecede çok kolay olabilmektedir. Amino asit fazlalığının zararlı etkileri daima söz konusudur.

Acetyl L carnitine adlı preparat, lysine ve methionine adlı iki amino asitten oluşan bir proteindir. Araştırmalarla tam olarak kanıtlanmasa da teorikte yağların hücreye daha kolay ulaşmasını sağlayarak daha kolay enerji üretimi sağladıklarını bazı otoriteler belirtmektedir. Balık etinin bol tüketimi ile bu madde Alzheimer’lı hastaya yeterli oranda ulaştırılmış olacaktır. Şayet balık etini sürekli dışlama eğilimi varsa tablet formlarına başvurulabilir.

Parkinson’la ilgili kısımdan da hatırlayaca ğınız üzere Parkinson hastalığında olduğu gibi bu hastalıkta da kanda homocysteine adlı bir amino asit birikir. Yapılan pek çok çalışma kandaki homocysteine adlı amino asidinin birikmesi ile depresyon arasında sıkı bir ilişki bulunduğunu göstermektedir. Bu nedenle Alzheimer hastalığında aynen Parkinson’da oldğu gibi homocytein adlı amino asidin kandan temizlenmesini ve vücut dışına atılımını hızlandıran folat’a ihtiyaç vardır. Folat, et, et ürünleri kanatlı ve balık etinde bol miktarda bulunur. Hayvansal protein kısıtlamasından yana olduğum için bol yağlı balık eti tüketerek folat ihtiyacını gidermenin daha akılcıl olacağı görüşündeyim. Aslında Alzheimer hastalığında kandaki homocystein miktarı ve depresyon’un şiddeti diğer hastalıklara nazaran daha fazladır. Bu nedenle folat’ın içinde bulunduğu B kompleks tablet desteğine başvurmanın oldukça yararlı olacağını belirtmeliyim. Böylelikle hem folat alarak homocysteini vücuttan uzaklaştırmış hem de diğer B grubu vitaminlerinin sinir hücrelerini koruyucu etkisinden, ayrıca oksidasyonun iltihap yapıcı maddelerini azaltan etkisinden de yararlanmış olursunuz.

Protein alımı kısıtlanırken yağ tüketiminin de azaltılması son derece önemlidir. Normal bir bireye nazaran Alzheimer’lı bireyde, öncelikle mide ve bağırsak çalışmasının daha az olması ve sindirim sisteminden emilimin azlığı söz konusudur. Yağın fazla tüketimi, özellikle bu bireylerde, hem alınan ilaçları içinde hapsederek hem de sindirimi yavaşlatmak yoluyla alınan diğer gıdaların emilimine engel olduğundan zararlıdır. Ayrıca özellikle havansal yağlar, kolesterol riski ile zaten en üst düzeyde bulunan damar sertliğini Alzheimer’da daha da artırır. Bu durum Alzheimer’lı hastayı kalp ve damar hastalıklarına daha da yaklaştırır. Buna karşılık kalp ve damar hastalıkları ile ilgili kısımda ve kitabın pek çok yerinde değindiğim üzere mısır yağı, zeytinyağı ve ayçiçek yağının eşit karışımlarının yemeklerde kullanımı ile Alzheimer’lı hastada kalp sağlığı da korunmuş olacaktır.

Kansere, iltihaplanmaya, stres ve depresyona, kalp ve damar hastalıklarına karşı koruyucu etkisi ile Omega 3 yağlara kitabın pek çok yerinde sıkça değindim. Özellikle de Alzheimer hastalığında beyin damarlarının esnek olması, kanın bu damarlarda koyulaşmadan rahatça akıp beyne ulaşması ve beyni beslemesi son derece önemlidir. Gene beyindeki Prostglandin D3 hormonunun üretiminin artırılması ile uykusuzluğun giderilmesi, seratonin ve dopamin üretiminin artışı ile depresyon’un kontrol altına alınması bu hastalığın kontrol altına alınmasında son derece önemlidir. Bunları sağlayan Omega 3 yağlar, yağlı balık etinin bol tüketimi ile hastaya ulaştırılabilir. Ancak hasta, haftada dört kez yağlı balık tüketmek istemeyecektir. Bu nedenle de eğer başka bir kan sulandırıcı da kullanmıyorsa, günde 1-2 tablet Omega 3 verilmesi yararlı olacaktır. Omega 3 tabletin aynı etkilerini Gingko biloba adlı bitkisel preparat ta yapar. Gingko tabletleri de beyne giden damarları genişletmek ve kanı sulandırmak vasıtasıyla beynin beslenmesini sağlayak Alzheimer’a olumlu etkide bulunur. Ancak seçiminizi ikisinden biri olarak yapmak zorundasınız. Zira hem Gingko biloba hem de Omega 3 kan sulandırıcı etkide olduğundan beraber kullanımları durumunda iç kanama riski söz konusu olabilir.

Vitamin D’nin bol bulunduğu orta yağlı süt tüketimine ve dışarı gezmelerine önem verin. Zira D vitamininin ön maddesi güneş ışığında D vitaminine dönüşerek kemik yapıyı güçlendirir. Bu bakımdan Alzheimer’lı hastanın her gün 10-15 dakika güneşte gezdirilmesi ve balık eti, süt gibi D vitamini zengin gıdalarla beslenmesi gerekir.

Oksidasyona karşı etkili bir koruyucu olan E vitamininin fındık, fıstık gibi kabuklu yemişlerde bulunması nedeni ile bu yemişlerin zengin olduğu tatlılar yapılarak hastaya E vitamini verilmesi mümkün olabilir.

Hastanın özellikle iç organlarının ve vücut boşluklarının iltihaplanmalara ve mikroplara karşı korunması Alzheimer’da zaten olumsuz olan tablonun daha da kötüleşmesine engel olacaktır. Bu korumayı en iyi yapacak vitamin A vitaminidir. Sebzelerdeki ve meyvelerdeki renk ne kadar koyu ise onların A vitamini içeriği de o derece fazladır. Yani brokoli, brüksel lahanası, ıspanak, kayısı, şeftali, domates, havuç gibi koyu renkli sebze ve meyveler A vitamini yönünden oldukça zengindir ve bolca tüketilmelidir.

Hastanın enfeksiyonlara karşı direnci ve sinir sisteminin oksidasyona karşı korunması için B ve C vitaminlerinin de yeterli oranda verilmiş olması gerekir. Yeşil yapraklı sebzeler ve narenciye meyveler B ve C vitaminleri yönünden zengin olduklarından hastaya bunlardan bol miktarda verilmelidir.

B12 vitamini, sinir hücrelerinin çevrelerindeki myelin kılıf olarak adlandırılan bir tabakanın yapısına girdiğinden bahsetmiştim. Bu bakımdan sinir hücrelerinin yapısının sağlam olması ve dış etkenlere karşı daha fazla korunabilmesi için bu vitamine ihtiyaç vardır. B12 vitamini gene yağlı balık etinde bol miktarda bulunur. Hem yağlı balık eti hem de B kompleks vitamini verilerek hastanın gereksinimi karşılanabilir.

Oksidasyon ve beraberinde getirdiği zararlı iltihap yapıcı maddeler Alzheimer süresince de daima bir risk oluşturacağından, bu zararlı maddelerin vücutta birikmeden dışarı atılmasını sağlayacak bir antioksidant komplek kullanımı yararlı olabilir. Ancak her zaman belirttiğim üzere bu tür bir tablette A, D, E ve K gibi yağda eriyen vitaminler mümkün olduğunca az olmalı, tercihan olmamalı. Zira bu vitaminler karaciğer ve böbrek tahribatına ve yağlanmasına neden olabilir. Alınacak antioksidant tablette sadece B ve C vitaminleri ve bunun yanında gene antioksidant olarak etkili olan çinko ve selenyum mineralleri bulunmalıdır.

Şayet süt ve süt ürünlerini, soyalı gıdaları ve yeşil yapraklı sebzeyi hasta yeterince tüketemiyorsa yaşlanmayı da dikkate alarak günde 500-800 mg kalsiyum tablet desteği verebilirsiniz. Ancak kalsiyum eksikliği elektrik akımının beyne yeterince ulaşamaması ve beynin yetersiz beslenmesine yol açabildiği gibi, tersine fazlası sinir hücrelerini öldürerek beyin dokunun tahribatını hızlandırabilir. Bu yüzden kalsiyum tableti 500 mg/gün civarında vermeniz ve bu miktarı aşmamanızı öneririm.

Alzheimer ile ilgili en fazla tartışılan konuların başında Alüminyum ve bu hastalık arasındaki ilişki gelmektedir. Araştırmaların çoğu Alzheimer’lı beyin dokuda bu mineralin fazla olduğunu göstermektedir. Ancak gıda maddeleri ve özelliklede fırında kullanılan alüminyum folyelerden gıdaya pişirme esnasında Alüminyum geçmesi diye bir risk söz konusu değildir.

Huperzine A adlı preparat yeni yeni ismini duyurmaya başlamış bir preparat olup etkileri Gingko biloba’ya benzemektedir. Ancak hakkındaki araştırmalar ve yan etkilerine ilişkin bilgiler henüz çok yetersizdir. Bu yüzden bu preparattan uzak durun.

Lesithin adlı preparat Alzheimer’a karşı oldukça kabul görmüş ve yaygın kullanılmakta olan yarısı yağ ve yarısı fosfat yapısında bir maddedir. İçinde asetyl kolin denilen bir madde de bulunur ki bu madde elektrik akımının kas ve sinir hücreleri boyunca iletilmesini sağlayarak beynin uyarılmasında önemli rol oynar. Dolayısı ile de beynin daha iyi uyarılması sağlanmış olur. Ancak belirttiğim bu durum teorikte böyle olup, Asetyl kolin adlı maddenin lesithin alımı ile hücreler arasına yerleşerek elektriği iletmesi diye bir durum pratikte olmamaktadır. Aynı nedenle bu ilaca yada preparata fazla umut bağlamayın!. Üstelik yağ türevi olduğundan hastanın serum trigliseridini artırarak kalp hastalıkları riskini de artırabilir.

Oksidasyon sonu oluşan iltihap yapıcı maddelerin vücuttan atımını sadece antioksidantlar değil su da sağlar. Sadece Alzheimer’lı hasta değil sağlıklı olan pek çok kişi bile su tüketimini ihmal etmekte ve oksidasyonun getirdiği tehlikeli hastalıklarla yüzleşmektedir. Bu nedenle günde en az 1.5 litre suyun Alzheimer’lı hastaya içirilmesi gerekir.

Alzheimer’lı hastanın enerji ihtiyacı sağlıklı bir bireyinkinden çok daha fazladır. Zira kol, ayak ve çene titremeleri ve bu kısımlardaki hareketlerin fazlalığı daha fazla enerji ihtiyacını gündeme getirir. Alzheimer’lı hastanın kilogram vücut ağırlığı başına 35 Kcal enerji alması gerekir. Yani 70 kilogram ağırlığında bir hastanın 2450 Kcal enerji alması gerekir ki bunun içinde bol tahıl ve baklagil tüketimin ihmal edilmemesi gerekir.

Kansızlık, yeme işleminin zorlaşması veya kronik enfeksiyonlara bağlı olarak bu hastalıkta kilo kaybı olabilmektedir. Bu durum dikkate alınarak mümkün olduğu kadar takiple, ek tablet şeklindeki desteklemelerle, sıvı gıdalarla ve iyi bir diyalogla bireyin yeterli ve besin değeri yüksek gıdayı alması sağlanmalıdır.

Tarif:

Malzemeler:

Şeftali

Kayısı

Süt

Toz şeker

Zencefil

Şeftali ve kayısıları mikserde ufak parçalar haline gelinceye kadar rendeleyin. Yüzeyini örtecek kadar süt ilave edin. Yarım çay kaşığı kadar zencefil ve isteğiniz doğrultusunda birkaç çorba kaşığı toz şeker ilave ederek süt ve meyve parçalarını iyice karıştırın. Hatta bu karışımı mikserde karıştırarak tamamıyla sıvı bir karışım haline getirebilirsiniz.

Tarif:

Süt

Whey protein tozu

Kakao

Toz şeker

İki bardak süte üç çorba kaşığı dolusu whey protein tozu, yarım çorba kaşığı kakao ve isteğe göre toz şeker karıştırarak hazırlayacağınız içeceği iki, üç bardağa bölerek hastaya belirli aralıklarla içirebilirsiniz.

Tarif:

Haşlanmış bezelye

Haşlanmış soya fasulyesi

Haşlanmış meksika fasulyesi

6 bardak su

3-4 diş sarmısak rende

tuz, karabiber

Yarım bardak süt

İki çorba kaşığı yoğurt

2 çorba kaşığı bitkisel yağ karışımı(ayçiçek+zeytinyağı+mısır yağı)

Haşlanmış bezelye, haşlanmış soya fasulyesi ve haşlanmış meksika fasulyesini mikserde püre haline getirin. Tencereye 2 kaşık bitkisel yağı, iki kaşık yoğurt ve püreyi ekleyin. 6 bardak suyu, ilave olarak ta yarım bardak sütü boşaltarak püreye bu sıvı kısmı yedirerek çorbayı hazırlayın. Bu arada ısıtmaya devam ederken sarmısak rendeyi, tuz ve karabiberi de ilave ederek çorbayı hazırlamış olursunuz. Soya ve meksika fasulyesi dopamin’in ön maddesini ve kalsiyum’u bol miktarda içerir. Bu yüzden hastayı hem sinir sistemi hem de kemik sağlığı yönünden korur. Sarmısakla kan dolaşımına süt ve yoğurtla kemik sağlığına destek vermiş olacaksınız.

Tarif:

2 adet portakal

1 adet greyfurt

½ adet limon

yarım çay kaşığı zencefil

4 çorba kaşığı toz şeker

Yarım bardak kuru üzüm

Meyvelerin suları şeker ve zencefil eşliğinde kuru üzümlerle birlikte çorba şeklinde hazırlanıp kaşıkla hastaya verilecek. Kuru üzüm lif ve şeker ihtiyacını giderirken, kullanılan narenciye meyveler de C vitamini ile hastanın kemik, kas ve bağışıklık sistemine destek verecektir.

Alzheimer’lı hastanın mutfağında olması gerekli gıda maddeleri;

Enginar

Kereviz

Havuç(A vitamini)

Domates(A vitamini)

Ispanak(A, B ve C)

Brokoli(bB ve C)

Brüksel lahanası(B ve C)

Yağlı balık; (çupra, istavrit, hamsi, palamut, uskumru, somon, ton, lüfer vb.)

Whey protein tozu

Omega 3 tablet veya Gingko biloba tablet

Antioksidant tablet(B, C, selenyum ve çinko)

Süt(az yağlı)

Yoğurt(az yağlı)

Peynir(az yağlı)

Portakal

Mandalina

Greyfurt

Şeftali

Çilek

Böğürtlen

Elma(Hastanın kabuğu ile tüketmesi sağlanacak)

Ahududu

Taze bakla

Bezelye

Soya fasulyesi

Meksika fasulyesi

Nohut

Mercimek

Pirinç

Fındıklı çikolata

Fıstıklı çikolata

Kabuklu yemiş(fındık, fıstık vb.)

Salatalık(hastanın kabuğu ile tüketmesi sağlanacak)

Keten tohumu tozu

Kepek unu

Nane

Kekik

Zencefil

Kişniş

Yer elması

Kuru fasulye

Barbunya

Kiraz

Vişne

Acetyl L Carnitine

Ancak aynen Parkinson hastalığında olduğu üzere bu hastalıkta da beyin dokunun tahribatına bağlı olarak dopamin üretiminde azalma olduğundan B6 vitamininin çok fazla alımından kaçınılmalıdır. Günde 10-15 mg/gün miktarının üzerinde B6 vitamini alınması dopamin üretimini azaltarak Alzheimer hastalığının gidişini daha da olumsuz kılacaktır. Bu nedenle hastaya verilecek B kompleks vitamininin içindeki B6 miktarının 3-5 mg civarlarını geçmemesine dikkat edilmeli, B kompleks preparatları satın alınırken buna dikkat edilmelidir. Diğer taraftan B6 vitaminini çok fazla oranda içeren et, süt, et ve süt ürünlerinden mümkün olduğunca uzak durulmalıdır. Hiç tüketilmesin demiyorum, zira içerdiği A ve D vitaminleri, kalsiyum ve fosfor mineralleri ve de kaliteli protein içeriği ile bir yandan da hastaya omulu katkıları olacaktır. Ancak mümkün olduğunca az tüketilmesinde mesela haftada üç yada en fazla dört kez süt ve süt ürünlerinin verilmesinde yarar vardır. Daha fazlaya kaçılmamalıdır. Et ve et ürünleri, fast food ürünler, kızartma, hazır ve işlenmiş ürünler(hazır çorba, hazır kek, hazır turşu, mayonez, hazır domates sosları, hardal, acı baharat) verilmemeli, hasta aşırı çay ve kahve tüketiminden uzak tutulmalıdır. Diğer taraftan gene bu vitamini fazla miktarlarda içeren kavun, karpuz ve patatesten de uzak durulmalıdır.

*/?>

Alzheimer Ve Beslenme adlı konuya yorum yapmak ister misin? Etiketler

*

*

Yorum yapmak ister misin?

Acilservis.pro - Hakaret, imla kurallarına uymayan ve konu ile alakasız yorumlar kesinlikle onaylanmayacaktır.